31 Mart 2008 Pazartesi

merhaba

Kırkısraklı Ermeni Sarkis Erkol

'Aynı kaderi paylaşdık' diyor

'Sen Agop kokuyorsun'

Mustafa Akyol


Kırkısrak, Kayseri'nin Sarız ilçesine bağlı bir Kürt köyü. Bu köyü yalnızca Kürtler değil, tarihlerini oradan başlatan bazı Ermeniler de kendi köyleri sayıyor...Sarkis Erkol, onlardan biri.

İstanbul doğumlu Erkol, kendini Kırkısraklı görüyor, "Büyüklerimiz için Kırkısrak bir yandan kurtuldukları, hayatta kaldıkları yer, diğer yandan doğup yaşadıkları yeni bir yuva" diyor.

Sivas Gürünlü olan dedemi 7 yıl askerlik, 4 yıl işçilik yaptığı tehcir yıllarının ardından Kırkısrak'a yerleşmiş, kendisi ise bir köy festivali için gittiğinde tanışmış köyüyle. Ama köy onu zaten tanıyor "2000 yıllında Kırkısrak'ı görünce, 'evet burası benim köyüm, babamların dediği kadar burası bizim' dedim. O sarılıyor, bu sarılıyor, 'sen kimin oğlusun' diye. Yaşlı bir teyze, neredeyse gözleri görmüyor. Sarıldı bana, 'kurban sen Agop kokuyorsun' dedi. Vallahi aynen böyle. 'Teyze, ben Agop'un oğluyum' deyince, kadın bir daha sarıldı bana. Öyle duygulandım ki..."

Tehcirden sonra Erkol'un dedesi Sarkis, herbiri bir tarafa dağılan kız kardeşlerinden birinin yanında Avşin'deyken, Kırkısraklı Yusuf onbaşı ile karşılaşıyor. Anlatıyor Erkol: "Kırkısraklı'lar Yusuf onbaşı'ya Doç Drej derlermiş, 'uzun kuyruklu' demek. Dedemi orada görünce, 'verin bana Sarkis'i, Kırkısrak'a götüreyim, orada başka Ermeniler de var' diyor. Böylece bilinen yakın tarihimiz, Kırkısrak tarihimiz başlıyor.

Meriya Şevan


Yusuf Onbaşı'nın, diğer Ermeniler dediği, tehcirde çeşitli yerlerden gelip bu dağlara sığınan Ermeniler. "Söylendiğine göre toplam 43 Ermeniymiş. Kırkısraklılar, bu Ermenilileri en az üç yıl boyunca dağlarda bir mağarada koruyorlar. Köylüler bu mağaraya sonradan, buradan kalan ve dedem gibi Gürün'den gelen Boğos Dede'nin adını veriyorlar. Kürtçe Qune Boğos, yani Boğos'un mağarası. Bu Boğos Dede'nin yanında Talas Koleji'nde okuyan on iki yaşındaki oğlu Bedros (Bedo) da varmış. Kırkısrak'ın Kürtleri bu Ermenilere Meriya Şevan, yani 'gecenin insanları' diyorlarmış. Jandarmalar köy köy dolaşıp Ermeni ararlarmış. Mağarada kalanlar ancak gece ortaya çıkıyorlarmış. Yusuf Onbaşı öyle düzenlemiş ki, her gün köyün bir evi bunlara yemek verirmiş.

Seferberlik yılları geçtiğinde, Yusuf Onbaşı diyor ki, 'Artık savaş hali yok, kim ne istiyorsa biz onlara yardımcı olalım, gitmek istiyorsanız, istediğiniz yere kadar götürürüz. 'Bazıları Halep'e gitmek istiyor... Onları Halep'in sınırlarına kadar götürüyor bizim Kırkısraklılar. Bir kısmı da köyde kalıp, oraya yerleşiyor.

Dedem Sarkis'e sarışın olduğu için Bozo derlermiş. Sonraları Yusuf Onbaşı dedemi, Sivas'ın kazası Tavralı bir ailenin kızı olan Bayzar nenemle evlendiriyor. Dedem Sarkis, Antep'teki bacısı Anuş'u köye getirtiyor. Onu da mağarada kalan Mardiros (Mado) ile evlendiriyor."


Tehcirin ayırdığı kız kardeşler

Bizimkiler, seferberlik yıllarından önce Sivas Gürün'de yaşarlarmış. Dedem Sarkis, seferberlik yıllarında askerdeymiş. Yedi sene askerlik yapmış, dört sene Gavur Dağları'nda yol yapımında çalışmış. Dedem askerlikten dönünce, bakıyor ki Gürün'de kimse yok. Ailesinden kimse kalmamış. Söyleniyor ki ona, yaşlı erkekler toplanmış bir derede öldürülmüş. Dedemin bacıları varmış. Biri Anuş. Kocası öldürülüyor. Bir kızı ile bir oğlu var; bir çocuğa da hamile. Bu çocuklar da seferberlik yollarında ölüyorlar. Dedem Kırkısrak'a geldikten sonra öğreniyor ki Anuş Gaziantep'te. Rakel ismindeki bacısı da Brezilya'da, Maryam İstanbul'da ortaya çıkıyor. Dedem duyuyor ki diğer bacısı Ağavniye'nin içinde bulunduğu kafile ordan geçerken, Avşinli Kolağası olan biri, onu begeniyor ve oğluna alıyor. Adı Nadire oluyor. Nadire bize misafirliğe gelmişti. Çok müslüman olmuştu, namaz kılardı. Antep yollarında çocuklarını kaybeden Anuş İtanbul'da bizimle yaşardı. Anuş bu Nadire'ye pek sıcak davranmadı. Oysa bacıydılar...


"Kürdü de Ermenisi de Kırkısraklıyız"

Köyün Kürtleri ile Ermenilerinin ilişkileri hala devam ediyor: "Biz Kürt Ermeni ayrımı yapmadan kendimizi Kırkısraklı görürüz. Babam Agop 1926 Kırkısrak doğumlu. Dedemin diğer çocukları Bedros, Sarkis, Arek, Siranuþ, Markirit, Nişan, hepsi Kırkısrak'ta doğdu. Kırkısraklılar bizim için çok şey anlatırlardı. Bizimkiler sanatçı olduğu için, köyden çok kişi onların çırağı olmuş, onlardan öğrenmişler kalaycılığı, demirciliği, ayakkabıcılığı. Bedo dede çulhacıymış, yani yun dokuma işi yaparmış. Babam köşkerlik yaparmış, ayakkabıcıymış. Bana öyle geliyor ki, bizimle onlar aynı kaderi yaşadıkları için hoşgörüyle yaklaşmışlar... Kader arkadaşları oldukları bu insanları korumuşlar. Biz hala bugün babamızın arkadaşlarının çocuklarıyla canciğer arkadaşız. Bize öyle saygılı olmuşlar ki, bizim mezarlarımızı kendilerininkine karıştırmamışlar."

Din, dil farklılığının yarattığı sorunları soruyoruz, Erkol, "Köyde kilisemiz yokmuş, ama dedem rahat dua öğretirmiş bizim çocuklara. Bu Bedo dede, hani Tales koleji'nden ayrılan dedemiz herkese Ermenice öğretirmiş... İncilden, biz Avedaran deriz. Benim babam, halalarım hep Kürtçe bilirlerdi, konuşurlardı" derken kendisinin de biraz Kürtçe anladığını ama konuşamadığı ekliyor.

'Kin yürek pasıdır, çürütür yureği'

Ailemin hayat dedemle başlıyor... Arkadaşlarımdan kimisine Giresun'dan fındık gelir, kimisine, dedesi olur miras kalır, kimisine Malatya'dan kaysı gelir... Bizim için öyle bir şey yok ... 1915'ten öncemiz yok ki olsun, eksilmişiz biz ... yokuz. Kırkısrak'a cıscıbıldak gelmişiz. Bunlara rağmen bizimkiler, bize seferberliği büyük bir kıyım olarak anlatmazlardı. Bilerek anlatmazlardı. Sonradan öğrendik. Bizim büyük yazarlarımız hep 1915'te ölmüşlerdir. Biz merak ederdik niye böyle ... Ben çocuklarıma da kinle anlatmam bunları. Çünkü biliriz ki "kin yürek pasıdır, çürütür yüreği". Ama bir sorun varsa, bu sorunun nedenlerini de bilmek lazım.

Dostluk İstanbul'da devam etti

Ermenilerin İstanbul'a gelmeleri ise Yusuf Onbaşı'nın, "gidin İstanbul'da Ermeni olarak yaşayın. Bize karışarak kendinizi kaybetmeyin" oğüdüyle gerçekleşiyor. 1948'lerde Kayseri'nin Pınarbaşı kazasına taşınan Erkol'un babası burada evleniyor. Birkaç yıl sonra da İstanbul'a taşınıyorlar. "Hiç Kırkısraklı olduğumuzu unutmadık. Biri hastalığı dolayısıyla İstanbul'a geldimi bizde kalırdı, babam hastaneye götürür, yardım ederdi. Biri askere gidecek, gelir birkaç gün bizde kalırdı. Eskisi kadar olmasa da hala böyledir. Bunları kimi arkadaşlarımıza anlattığımızda gerçekten şaşırıyorlar. Tabi benzer şeyleri anlatan arkadaşlarımız da oluyor. Bizim tarihimizdeki olaylar daha çok Van'dır, Muş'dur, Kars'tır, oralarda olmuş. Ve ne yazıktır ki, benim anlattıklarımı anlatamayacağımız pek çok acı olay yaşanmış buralarda. Planlayıcıları olmasalar da, bizim trajedimizde, dediğim gibi kimi Kürt aşiretlerinin rolü yadsınamaz."

Kaynak:Tiroj dergisi. sayı 26 mayıs-Temmuz 2007

2 yorum:

ankara dedi ki...

hikayeyi okurken cok duygulandim. halklarin kardes olaudugunu sistemin halklari bir birne dusman ettigini her zaman savundum. su kisa hikayede gosteriyorki halklar bir birne dusman olmaz.



DoReMi:

Tahsin Ekinci dedi ki...

Merhaba köylüm,sarkis erkol
yazmis oldugunuz, ve gercek olan yazinizi okudum,ve bayagi duygulandim.sanki bir yazi degilde gercek bir film seyrediyorum gibi geldi.bir an film seridi gibi,geldi gözümde.bu tarihi bende babamdan dinlemistim,tabiki az biliyoruz.siz daha ayrintili anlatmissiniz.ben bir kirkisrakli olarak,hep merak etmisimdir.istanbuldaki ermeni akrabalarimizi görebilmek.bende 10 sene kirkisraktan ayri yasadim.cok özlüyordum kirkisragi,ama sonunda kavustum.simdilik hoscakalin...

Atılım Günlük Haber Bülteni